|
|
|
|
#11 |
![]() Üyelik tarihi: Sep 2006
Mesajlar: 40
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 107
Thanked 7 Times in 4 Posts
Tecrübe Puanı: 46
![]() |
Çok teşekkürler üstad eline sağlık. Çok güzel bir çalışma olmuş. Bilgisayardan görüntüyü TV'ye aktarmaya çalışacağım bakalım olacak mı ?
|
|
|
|
| DVBSaT Reklamları |
| teşekkürler, eline sağlık v.b. mesajlar yazmayınız gizli mesajları görmek için hidekill butonunu kullanınız uyarılara rağmen bu tip mesaj yazan arkadaşlar forumdan uzaklaştırılacaktır foruma katkı için forum reklamlarına tıklamayı ihmal etmeyelim |
|
|
#12 |
|
Banned
Üyelik tarihi: May 2008
Yaş: 15
Mesajlar: 5
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 64
Thanked 6 Times in 5 Posts
Tecrübe Puanı: 0
![]() |
çok amaçlı bir uğraşma ben 8 seneden beri hep merak ediyorum ama bir türlü kafam almıyor ama bu siteden faydalanacağıma inanıyorum sağol kardeş bilgiler için asl nerden çok merak ettim aynı memlekettenolsakta olmasakta :-)
![]() |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to murat7272 For This Useful Post: | solujan (06-06-2008) |
|
|
#13 |
|
Banned
Üyelik tarihi: Mar 2008
Yaş: 25
Mesajlar: 123
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 57
Thanked 142 Times in 79 Posts
Tecrübe Puanı: 0
![]() ![]() ![]() |
CD ROM SÜRÜCÜLER HAKKINDA BİLGİ
Son yillarda yaygin olarak kullanilmaya depolama birimidir. Bir CD'de yaklasik 24 ciltlik bir tüm bilgiler saklanabilir. Bir program yüklerken takilip çikarilmasi yerine CD-ROM'lar tercih ROM'lar özellikle çok büyük yer kaplayan çoklu (multimedia) bilgilerini (ses, video, resim, içeren yazilimlar için zorunludur. CD-ROM üzerindeki bilgiler silinip degistirilememektedir. Ancak günümüzde defalarca (yaklasik 3000 kez) yazilip silinebilen CD-RW’ lerde mevcuttur. Yazilabilir CD-ROM'lara CD-ROM yazicilarla kopyalama yapilmaktadir. CD-ROM sürücülerde müzik CD'leri de din lenebilir. Bir CD sürücü alirken veri transfer hizi büyük olanlar tercih edilmelidir. Günümüzde yaygin olarak 50 Hizli CD-ROM sürücüler satilmaktadir. Standart bir CD-ROM'a 650 MB veri depolanabilir. Son yillarda yapilan çalismalarla 700 MB veri depolanan CD-ROM’larda yayginlasmistir. Kapasite olarak 1 MB, resimsiz kalin bir roman kadardir. Kapasitesi düsünülerek kiyaslanirsa, bir CD-ROM'a 20 cilt kalinligindaki bir ansiklopedi depolanmaktadir. Bu ansiklopediler ses, resim, video görüntü, animasyon ve grafik (çoklu ortam) özellikleri de içermektedir. Disketlere ve sabit diske veriler manyetik olarak kaydedilir. Verilerinizin bozulmamasi için disketlerinizi manyetik ortamdan uzak tutunuz. CD-ROM'lardaki veriler optik olarak kaydedilirler. Kolay bozulmazlar. CD-ROM'lardaki verilerin korumak için çizilmemesine dikkat etmek gerekir. CD-ROM sürücü varsa hard diskten sonraki en son sürücünün adini alir. Örnegin: Hard Disk C ve D ise, CD-ROM sürücü E ile belirtilir. Bunlarin yaninda Laser Disk Sürücüsü, video, kamera, mikrofon, televizyon ve radyo'da giris birimi olarak kullanilmaktadir. CD-ROM'un Okunmasi: CD ROM'lardaki bilgilere, bilgisayar üzerindeki CD ROM sürücüleri araciligiyla erisilir.CD ROM üzerinde veriler, yani 0 ve 1 dizileri, bir grup girinti ve çikinti ile gösterilir. Bu girinti ve çikintilar, çiplak gözle görülemeyecek kadar küçüktür BELLEK Bilgisayarda çesitli programlarin çalistirildigi , geçici veya kalici bilgilerin bulunacagi hafiza alanlaridir. Veri Birimi BYTE'dir. Bir Byte 8 Bittir. 1 Bit 0 ya da 1'den (kapali devre=0, açik devre=1) olusur. 1 BYTE 1 karakter'dir. 1024 BYTE = 1 KiloByte'dir. (KiloByte = KB) 1024 KB = 1 MegaByte'dir. (MegaByte = MB) 1024 MB = 1 GigaByte (GigaByte = GB) 1024 GB = 1 TeraByte (TeraByte = TB) Bilgisayar içinde RAM ve ROM bellek olmak üzere iki çesit bellek bulunur. ROM BELLEK " Read Only Memory " Sadece okunabilir bellektir. Bu bellek üretici firma tarafindan hazirlanmistir. Bilgileri okunabilir fakat üzerinde bir degisiklik yapilamaz. Bu bilgiler makineyi kapatma veya elektrik kesintisinden etkilenmezler ve silinmezler. Kullanici tarafindan verilen komutlari isleme koyar. RAM bellege göre oldukça pahalidir. RAM BELLEK "Random Access Memory": Boyutuna Göre RAM Bellekler: 30 pinli SIMM Bellek: Eski bilgisayarlarda kullanilirdi. 486'lardan sonra üretimden kalkti. RAM bellegin ana karta baglandigi yerdeki pin sayisi oldukça ufakti ve küçük boyutlu bir bellekti. 72 pin SIMM Bellek: Pentium II'lerle birlikte üretimden kalkti. Ana karta baglandigi yerdeki dis sayisi 72 idi. 168 pin DIMM Bellek: Günümüz ana kartlarinda bu 168 disli bellekler kullaniliyor. EDO ve SDRAM bellek modellerinde bu boyut kullanildi. Üzerindeki Yongalara Göre RAM Bellekler: Standart RAM Bellek: Piyasadan kalkti, üretimi yok. EDO RAM Bellek: DIMM boyutunda olanlari vardi. 50-60 nanosaniye (ns) hizindaydi. Bunlar da piyasadan kalkti, üretimi yok. SDRAM Bellek: 10-12 ns hizinda olanlarla piyasaya girdi. Daha sonra 100 MHz veriyolunu kullanan islemcilerle birlikte PC/100 standardinda, 6-8 ns hizinda olanlari çikti. PC/133 bugün yaygin sekilde kullaniliyor. RDRAM Bellek: Pentium IV ana kartlar bu türü desteklemektedir. Özelliklerine Göre RAM Bellekler Pariteli RAM Bellek: Bilgi 0 ve 1'ler halinde bellege ulastiginda fazladan bir yonga ikili sayi düzeninde hesap yapip toplam rakam yanlis gelirse veriyi geri gönderip tekrar hesap yapilmasini sagliyor. Hata Düzeltmeli (ECC RAM) Bellek: Yanlis bilgiyi anladiginda hatanin hangi 0 ve 1 de oldugunu çözüp düzeltiyor. SPD'li RAM Bellek: Özellikle 100 MHz veriyolunu kullanan sistemlerde bellekteki yongaya ugrayip hal hatir soruyor, yonganin hiz ve özelliklerini ögreniyor. Ana kart bunu destekliyorsa gerekli bilgileri kullanarak komsu RAM'ler ile arabuluculuk yapiyor. Yakin gelecekte, ana kartlarda 133 MHz'lik veri yolu kullanilmaya baslandiginda ayrica RAMBUS DRAM (RDRAM) bellekler de kullanima geçecek. SDRAM'in üzerine kondugu plakaya DIMM deniyordu. Yeni plakalara RIMM denecek. Öncelikle 72 disli SIMM'den 168 disli DIMM'e geçerken oldugu gibi. ![]() ![]() ![]() MAHMUT7272![]() :non o:![]() ![]() Ram üretimi gerçekten maliyetli bir sektör. Piyasada en çok fiyatı değişen donanım ürünü hiç şüphesiz, belleklerdir. Üretim açısından 1GB’lık ram chipi, 2GB’lıktan daha maliyetli oluyor. Bu nedenle MetaRam firması 4X ram kapasitesi olarak üretime başladı. Artık firma ürünlerini 4×1GB’lık şeklinde 4GB’lık chipler olarak üretecek. Uzun süredir tek slotta en yüksek ram miktarı 2GB idi. 4GB’lık kapasitenin 2×4GB şeklinde dual olarak kullanılabileceğini düşündüğümüzde 8GB’lık çok ciddi bir bellek miktarı ortaya çıkıyor. Üretim maliyeti 1GB’lıklardan bile ucuz olan bu ram modülleri, yılın ilk çeğreğinde piyasada olacaklar. Tabiki diğer firmalar boş durmuyor, Hynix de 2008′in 2. yarısında piyasaya sürmek üzere 8GB DDR2 RDIMM modüllerini hazırladığını açıkladı. Konu mahmut7272 tarafından (01-06-2008 Saat 15:29 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Automerged Doublepost - Cift Mesaj Birlestirme |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to mahmut7272 For This Useful Post: | solujan (06-06-2008) |
|
|
#14 |
|
Banned
Üyelik tarihi: Mar 2008
Yaş: 25
Mesajlar: 123
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 57
Thanked 142 Times in 79 Posts
Tecrübe Puanı: 0
![]() ![]() ![]() |
Orite IP-Cam IC-301Bu haftaki konuğumuz ağ üzerinden çalışan, sesli kayıt özelliğine de sahip bir web kamerası olan Orite IP-Cam IC-301. NTV-MSNBCİşte Dahi Webcam Orite IP-Cam IC-301 GENEL GÖRÜNÜM Üst yüzde, objektifin önünde netlik için ayar düğmesi, güç bağlantısının kurulduğunu gösteren kırmızı bir LED bulunuyor. ![]() Boyut ve görünüm olarak Web kameralarına çok benzeyen IP-Cam, elips formuna sahip, üzerinde sehpa bağlantı yuvası da bulunan küçük bir kaide üzerine yerleştirilmiş bir ürün. Siyah renkli plastik gövdeye sahip olan ürünün ön tarafından bulunan objektifin netlik ayarı bulunuyor. Üst yüzünde bulunan kırmızı LED adaptörün bağlı olduğunu gösterirken fabrika ayarlarına geri döndüren RESET tuşu ise yan yüze konulmuş. Üründen çıkan bir kablo ise ucunda hem adaptör hem de ethernet girişini barındıran bir bölümle son buluyor. Sigara paketi ebatlarındaki ürünü biraz uzun bir ethernet kablosu ile bağlantı noktasından uzaklara ulaştırmak mümkün. KULLANIM ![]() Ürünün bilgisayarla bağlantısını ister doğrudan Ethernet isterseniz Router/ADSL modem ile yapabiliyorsunuz. Ürüne web tarayıcısından ulaşabiliyorsunuz. Tarayıcınıza yazdığınız ve sisteminizden aldığı bir IP numarası ile ürünün tüm ayarlarını yapabildiğiniz gibi görüntüleri de izleyebiliyorsunuz. İncelememiz süresince ADSL modem ile kullandığımız IC-301’e gerek lokal ağımızda gerekse ayarlarını yaptıktan sonra internet üzerinden erişebildik. Ürünü diğer web kameralarından ayıran en önemli özellik bilgisayara gereksinim olmadan da çalışabilmesi. Yani internete bağlanabilen ADSL Modem ya da Router benzeri bir cihazla beraber kullanılabilen IC-301, özellikle evinden ya da işinden uzakta iken neler olduğunu merak edenlere yönelik bir ürün. Üründe kullanıcı tanımı da yapılabiliyor. ![]() Gerekli ayarları yaptığınızda internet üzerinden de erişilebilmesi ve kurulu olduğu yerdeki görüntüleri size sunabilmesi ürünün en önemli artılarından biri. Üstelik bu erişimde istediğiniz kullanıcılara Admin, istediğiniz kullanıcılara da Misafir (yani Guest) yetkisi vererek bir hiyerarşi oluşturabiliyorsunuz. Bu tip bir yetkilendirme olayı örneğin anaokulundaki çocukların durumunu online olarak izlemek isteyen ebeveynlere Misafir yetkisi vererek canlı görüntüleri izletmek mümkün. Yan yüzde sıfırlama (reset) tuşu bulunuyor ![]() Yetkilendirmenin seviyesinin ayarlanmasının sebebi ise Admin yetkisine sahip kullanıcının kameranın ayarlarına da müdahale edebilmesi. Misafir yetkisine sahip kullanıcı ise sadece belli şeyleri görebiliyor ve ayarları değiştiremiyor. Admin yetkisi ise administrator ismi ile bağlanan tüm kullanıcıların her türlü değişikliği yapabilmeleri ile veriliyor. Diğer kullanıcı adları ile bağlantı kuranlar ise sadece görüntü ekranını görebiliyor. Ürünün hem fotoğraf çekme (bilgisayar üzerinden) hem de video kaydetme özelliğine sahip olmasının yanı sıra dahili hareket dedektörü sayesinde görüntü alanında bir hareket olduğunda bilgi veriyor ve gerekli ayarları yaptıysanız bu görüntüleri bir ftp’ye gönderebildiğiniz gibi e-posta olarak da yollayabiliyorsunuz. GÖRÜNTÜ KALİTESİ IC-301’de, maliyetler ve daha küçük alanlara sığabilmesi gibi sebeplerle CMOS sensör tercih edilmiş. Görüntü kalitesi ise bu sebeple biraz kötü. Gün ışığında sorun olmayan bu kalite özellikle yapay aydınlatmalı mekanlarda can sıkıcı görüntülerin oluşmasına yol açıyor. Öte yandan genelde daha iyi sonuç veren CCD kullanımı ise bu tip ürünlerde maliyeti çok yükselttiğinden (satış fiyatları 300-400$’a çıkıyor) pek tercih edilen bir uygulama değil. Keşke bir orta yol bulunsa da görüntü kalitesinden taviz vermeden bu tip ürünlere sahip olabilsek. Ürünün görüntü kalitesini merak edenler için yazının sonunda online olarak çalışan bir sayfanın adresi bulunmaktadır. ARAYÜZ ![]() Yazılımı (Firmware) güncellenebilen IC-301’ün zengin ayarlara sahip kullanışlı bir arayüzü bulunuyor. Ürün elimize ulaşır ulaşmaz yazılım güncellemesi yaptık. Güncelleme sonrası arayüzde belli değişiklikler oldu. Muhtemelen bazı ufak tefek sorunlar da bu güncellemeyle ortadan kalktı. Web tarayıcısı yardımı ile erişilebilen bu arayüz solda ayarlar menüsü ortada da kamera görüntüsü olmaz üzere 2 farklı bölümden oluşuyor. Soldaki menü ise 5 seçeneğe sahip: En üstte Change Password bölümü konumlandırılmış. Buradan o anki kullanıcının şifresi değiştirilebiliyor (tabi kullanıcının yetkisi varsa). ![]() View Log bölümünde ise ürün bağlantısı sağlandığından bu yana yapılan işlemler görülebiliyor. Configuration (Ayarlar) seçeneği ise ürünle ilgili en detaylı ayarların bulunduğu bölüm. Burada kullanıcı tanımlamalarından, hareket dedektörünü aktif hale getirme, Network ayarlarından (ki bu seçenek yardımı ile özel IP adresi atama, DNS ve DHCP ayarlarına, PPPoE bağlantısını kurmadan, bu bağlantı kurulduktan sonra e-posta gönderme gibi işlemler yapılabiliyor) ses ile ilgili ayarlara ve son olarak da DDns (Dynamic DNS) ayarlarına kadar birçok ayar bulunuyor. Arayüzü kullanmak kolay ancak belli konularda bilginiz yoksa başınıza dert açabilecek gelişmiş ayarları da bulunuyor. Bu yüzden emin olmadığınız yerleri fazla karıştırmamak en iyisi. Olur da bilmediğiniz bir ayarı değiştirdiniz ve ürünle ilgili sorun yaşamaya başladınız. Hemen elinize küçük bir ataç alıp yan yüzde bulunan RESET yuvasına 5 saniye boyunca bastırıyorsunuz ve ürün fabrika ayarlarına geri dönüyor. YAZILIM Hareketli görüntüleri avi, fotoğrafları da JPEG formatında kayıt edebiliyorsunuz. ![]() Ürünle ilgili ayarlar doğrudan ethernet bağlantısı üzerinden yapıldığı için beraberinde küçük bir yazılım dışında bir program verilmiyor. Sadece ürünle beraber verilen CD’den IPEdit isimli minik bir program çıkıyor. Bu program yardımı ile bazı ayarları (Gateway, Netmask, HTTP Port gibi) yapabiliyorsunuz. Ayrıca ürüne buradan isim verebiliyorsunuz. ARTILARI Bilgisayara ihtiyaç duymadan görüntü aktarımı yapabiliyor Network ortamlarında sonsuz kullanıcı desteği vermesi Yandaki fotoğraf özel aydınlatma ile çekilmiştir.![]() EKSİLERİ Görüntü kalitesi daha iyi olmalıydı Yandaki fotoğraf özel aydınlatma ile çekilmiştir.![]() SONUÇ Özellikle ağ ortamlarında kullanım için tasarlanan ürünün sektörde fazla rakibi bulunmuyor. Bu tip ürünler genelde güvenlik ve belli bir mekandaki durum hakkında bir ya da birden fazla kullanıcıya aynı anda bilgi vermek için tasarlanmış cihazlar. Bu sebeple bilgisayar piyasasında fazla seçenek bulunmuyor. MSN ya da benzeri programlarda web kamera olarak kullanılamayan bu güzel ürünün görüntü kalitesi (özellikle aydınlatmanın iyi olmadığı ortamlarda) biraz daha iyi olsa fena olmazdı. Yandaki fotoğraf normal oda aydınlatması ile çekilmiş. ![]() Orite IP-Cam IC-301 Çözünürlük: 640x480, 352x288 and 160x120, 320x240 piksel Kayıt Türü: Video (avi formatında), Fotoğraf (JPEG formatında) Özellik: LAN/WAN desteği, ADSL üzerinden PPPoE desteği, kamera ismi verebilme, sınırsız kullanıcı bağlantısı, kullanıcı tanımlama, web tabanlı arayüz, Online yazılım güncelleme (Firmware) Ses Formatı: PCM, ADPCM Fiyat: 125 Dolar + KDV Konu mahmut7272 tarafından (01-06-2008 Saat 15:32 ) değiştirilmiştir.. Sebep: Automerged Doublepost - Cift Mesaj Birlestirme |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to mahmut7272 For This Useful Post: | solujan (06-06-2008) |
|
|
#15 |
|
Banned
Üyelik tarihi: Mar 2008
Yaş: 25
Mesajlar: 123
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 57
Thanked 142 Times in 79 Posts
Tecrübe Puanı: 0
![]() ![]() ![]() |
ANAKART TAMİRİ NASIL YAPILIR
Bilgisayarım açılmıyor!" Çevrenizde bu şikayeti şimdiye dek kim bilir kaç kez duymuşsunuzdur. İşletim sistemi hatalarında da bu söylenir ama biz burada işletim sisteminden önce bilgisayarın hiç açılmamasından, ekrana görüntü gelmemesinden veya BIOS'un düzgün yüklenememesinden bahsediyoruz. Diskinizi formatlamanızın, Windows'u baştan kurmanızın bu sorunu çözmesi mümkün değil; çünkü sisteminizde fiziksel bir problem var. Deneyimli, teknik bilgisi yüksek kullanıcılar, bunun esas nedenlerini araştırabilir, ellerinde varsa çeşitli bileşenleri deneyerek "sorun anakartta, bellekte, işlemcide veya ekran kartında" diyebilirler ancak bunun ötesinde bir şey söylemek zordur ve "teknik servisi" ziyaret etmek kaçınılmaz hale gelmiştir. Peki, diyelim ki deneyimli bir kullanıcısınız; overclock da yapıyorsunuz. Birden sisteminiz açılmamaya başladı. Sorun nerede olabilir? Herhalde bu soruya çoğunluk işlemci yanmıştır diye cevap verir; anakartta işlemci kadar zorlanan saat üretici veya voltaj regülatörü entegrelerinde bir problem çıkacağı akla gelmez. Veya sistem açılıyor ama klavye ya da fare bulunamıyor; nedeni ne olabilir? Kısacası sorununuzun önce bir teşhis edilmesi gerekiyor. Ondan sonra akla gelen soru ise teşhis edilen arızanın onarılıp onarılamayacağı. Türkiye'de pek çok donanım bileşeninin onarımı yok; bazı bileşenlerde ise sadece belirli onarımlar yapılabiliyor. Onarım veya yenileme için yurtdışına, üreticiye gönderilen her ürün zaman ve para kaybı demek. Öncelikle bir ürünün kargo bedelinin üründen pahalıya mal olmaması için toplu gönderiler yapılması gerekiyor. Bu da zaman kaybı demek. Garanti ile ilgili yasalara göre onarım süresi 1 ay ve firmalar buna uymakta zorlanabiliyorlar. İkincisi, bu onarımların Türkiye'de yapılabilmesi, paranın Türkiye'de kalması, değerli dövizin yurtdışına gitmemesi anlamını taşıyor. PC'deki en karmaşık bileşen anakart. Aynı zamanda pek çok sorun anakart üzerindeki bir arızadan kaynaklanabiliyor. Birkaç hafta önceki bir Asus anakart incelememde, Asus Türkiye distribütörü Çizgi Elektronik'in kurduğu RMA laboratuarından ve Asus merkezinde gerçekleştirilen tüm onarımları gerçekleştirebilmek için gerekli ekipmanlara yatırım yaptıklarından bahsetmiştik. (RMA - Return Merchandize Authorization: İade Kabulüne Yetkili Servis) Çizgi Elektronik, Asus ile yaptıkları görüşmeler ve bu yatırımlar çerçevesinde, çoğu distribütörün uyguladığı L2 seviyesinin (muayene ve arıza tespit) yanında sadece birkaç büyük distribütörde bulunan L1 seviyesi (önemli entegrelerin, SMD bileşenlerin veya büyük bileşenlerin değişimi, kopuk yolların onarımı, arızaların sınıflandırılarak ilgili veritabanlarının tutulması vb.) uygulamaları gerçekleştirme yetkisi almış. Biz de Çizgi'nin RMA servisini ziyaret edip bu uygulamaları yerinde gördük; sık rastlanan sorunlar, onarım uygulamaları, anakart üzerindeki bileşenler hakkında bilgiler alarak ilginizi çekebileceğini düşündüğümüz bir yazı hazırladık. Açıklamalarımızın yanında çektiğimiz resimlerle bu süreci mümkün olduğunca kafanızda canlandırabilmeniz için çalışırken, yazımızın sonundaki ilk THG Türkiye videolarıyla da size bazı bileşen değişim işlemlerinin nasıl yapıldığını tam olarak aktarma şansı bulduk. Başvuru Kanalı ve Garanti Kapsamı Tüketici kanunlarında da belirtildiği gibi garanti kapsamındaki ürünlerden satıcı, distribütör ve üretici eşit ölçüde sorumlu. Öte yandan genel teamüllere göre, arızalı ürünler satıcı üzerinden distribütöre gönderiliyor. Bunun nedeni, montaj kusuru veya diğer bileşenlerle uyumsuzluktan çıkan arızalar gibi anakartı dolaylı şekilde ilgilendiren durumlarda, asıl sorumlu olan satıcının devreye girmesini sağlamak. Tabii Türkiye koşullarında satıcı firmalar kapanabildiği için doğrudan distribütöre başvurulduğu da oluyor ama genel yaklaşım böyle. İkinci önemli konu hangi ürünlerin garanti kapsamında olduğu ile ilgili. Bildiğiniz gibi Türkiye'de resmi garanti süresi 1 yıl, ancak firmalar daha fazlasını taahhüt etmişlerse (2 yıl, 3 yıl, 8 yıl, hatta ömür boyu!) buna uymak zorundalar. Öte yandan kullanıcı hataları garanti kapsamında değil. Yani ömür boyu garantili belleğin üzerine çıkıp tepinirseniz sadece kendi cebinize zarar verirsiniz. Kısacası fiziksel hasarlar kapsam dışı. Veya sadece hatalı üretim - Tüketici Kanunu'ndaki ifadesiyle "ayıplı" - ürünler kapsam dahilinde diyebiliriz. Fiziksel hasar: İlkinde devre yolları koparılmış, ikincisinde entegre bacakları eğrilmiş. Çizgi Elektronik RMA servisi bu gibi garanti dışı tüm durumların resimli veritabanını tutuyor. Kullanıcı hataları kapsamında, darbe, düşürme, tornavida kaydırıp anakart üzerindeki yolları koparma gibi kolay belirlenen fiziksel hasarlar dışında garantiyi yakan başka faktörler de var ve asıl bunlar önemli. O yüzden birkaç örnek vermek gerekiyor. Overclock yaptınız, anakartı yaktınız; kuşkusuz garanti kapsamında olamaz. Kötü güç kaynağınız anakartın çeşitli bileşenleri için gerekli voltaj aralıklarını bir türlü tutturamadığından anakartınız yanarsa sorumlusu size o güç kaynağını satan kişi, anakart üreticisi değil. Örneğin PS/2 portundan bağlanan fare ve klavyeler "hot-pluggable" değil, yani sistem çalışırken sökülüp takılmaları da kullanıcı hatası. Bu hata, PS/2 cihazlara 5V beslemesi yapan kondansatörü veya besleme ve veri için PS/2 port civarına 2'şer adet konmuş olan sigortaları (dirençleri) yakabiliyor. Bunun sonucunda da klavye ve fare çalışmıyor. Bu çok rastlanan bir arıza. Voltaj problemleri nedeniyle yanan iki bileşen. Başvuru Aşaması Artık onarıma gelen ürünlerin kabulüne geçebiliriz. Burada statik poşet içinde getirilen ürün genel bir görsel muayeneden geçiriliyor; hemen göze çarpan bir hasarının, eksiğinin olup olmadığına, etiketlerinin yerinde olup olmadığına bakılıyor. L2 Muayeneleri (Pretest) Çoğu distribütör arızayı tespit etmeye yönelik olan ve L2 seviyesi olarak bilinen prosesleri uygulayabiliyor. Biz Asus onaylı, standartlara uygun ekipman ve prosedürleri aşağıda yine resimlerle veriyoruz: Anakart detaylı görsel muayeneden geçirilip çizikler, darbeler, kırık, yanık ve oksitlenmeler tespit ediliyor, varsa kırmızı bir ok ile işaretleniyor. Bu gibi tespit edilen fiziksel hasarların resimlerini yukarıda vermiştik. Ardından anakarta güç konektörü takılıyor. Kasa ön panel iğnelerine takılan bu ufak devre ise, sistemi açıp kapama kolaylığı elde etmek için kullanıyor. Bu iğneleri bir tornavida ile temas ettirerek sistemi açmak da mümkün elbette. İşlemci test kartı işlemci yuvasına (burada Slot 1) sokulup anakarta güç veriliyor. Bu kartın soket işlemciler dahil her işlemci nesli için ayrı bir modeli var. Üzerindeki kırmızı oklar voltaj ölçüm noktalarını gösteriyor. L2 Muayeneleri (Pretest), Devam İşlemci test kartının çeşitli noktalarından voltaj ölçümü yapılıyor. +/- %10 voltaj farkına izin var. Yine bu aşamada anakart üzerinde, sık rastlanan arızalara ilişkin voltaj ölçümleri yapılabiliyor. Burada bir entegredeki arıza, voltaj okuması sonucu tespit edilip kırmızı okla işaretlenmiş. L2 seviyesinin bir sonraki aşamasında işlemci, bellekler, klavye/fare, disk, CD-ROM, disket sürücü ve monitör takılıyor. Seri/paralel ve (varsa) ses girişlerine test amaçlı, ilgili cihazların sinyallerini gönderebilecek plug-in'ler takılıyor. Buradaki resimde, paralel girişe yazıcı sinyallerini gönderip alabilen bir devre takılıyor. PCI yuvasına bu Port80 kartı takılarak gelen POST (Power On Self Test - Açılışta Otomatik Sistem Testi) kodları kontrol ediliyor. Gösterge bir kodda takılınca not alınarak hangi soruna karşılık geldiğine bakılıyor. Örneğin burada C1 kodu, bellek hatasına işaret ediyor. L2 aşamasında arıza hala tespit edilememişse, son olarak her bir anakart modeli için Asus'tan gelen bir test yazılımı çalıştırılarak, yukarıda bahsettiğimiz plug-in devreler sayesinde bileşenlere giden sinyaller kontrol ediliyor. L1 Seviyesi: Ekipmanlar ve Malzemeler L1 seviyesi, onarımın fiilen gerçekleştirildiği aşama. İşte Türkiye'de eksikliği çekilen de bu aşama işlemler. Bu aşama için entegre sökme ve lehim ekipmanları, lehim havuzları, sarf malzemeleri, osiloskoplar, küçük el aletleri ve elbette entegreler ve diğer değişimi yapılacak bileşenler gerekiyor. Ayrıca teknik servis elemanlarının, gerek anakart üreticisinden, gerek ekipman üreticilerinden gelen dokümanlar, resimler, devre şemaları ve videolar eşliğinde eğitilmeleri de gerekli. Çizgi Elektronik'te L1 işlemlerinin yapıldığı alan. Çizgi Elektronik bir süre önce L1 seviyesi ekipmanlarına ciddi bir yatırım yapmış. Bunlar arasında en önemlisi, JBC firmasının AM6000 model bir onarım istasyonu (Rework Station). Bu cihazda, SMD (Surface Mount Device - Yüzey Montaj Bileşen) adı verilen, bacakları yüzeye lehimlenen bileşenleri sökmek için bir sıcak hava pompası, lehim sökme araçları, entegreleri el değmeden alıp yerleştirmek için emici uçlu el aletleri, bileşenlerin lehim yerlerine sıcak hava pompalarken civar bileşenlere zarar vermemeye ve sökülecek bileşen üzerine emici güç uygulamaya yarayan şablonlar bulunuyor. JBC AM6000 Rework Station Ayrıca bir de JBC AD 4300 Dual Lehim İstasyonu var. Bu istasyona farklı uçlara sahip özel havyalar bağlanıyor. Bunlar arasında sivri veya yatık uçlu havyaların yanı sıra, iri bir cımbız gibi, entegreyi kıstırdığınızda lehimlerini eriterek alan "tweezer" adlı havyalar bulunuyor. JBC AMD 4300 Dual Soldering Station L1 Seviyesi: Ekipmanlar ve Malzemeler, Devam Anti-statik kutuları içinde entegreler, soketler ve diğer bileşenler yeterli miktarda bulunduruluyor. İşte mucize sıvı. Bunu lehim yapılacak alana sürdüğünüzde, lehim sadece metal parçaları tutuyor. Bu sayede entegrelerin ince bacakları üzerinde tek tek uğraşmadan, havyayı üzerlerinde tek bir çizgi halinde geçirerek lehim yapmak mümkün oluyor. Bu küçük emici uçlu alet sayesinde entegreleri el değmeden, statik elektrik vermeden yerleştirmek mümkün. Lehim potası. Bacakları anakartın arkasına geçen ("through-the-hole") büyük bileşenler bu potada sökülüp geri lehimleniyor. L1 Seviyesi: Onarım ve Parça Değiştirme L2 seviyesinden L1 seviyesine geçişte Asus'un anakart üzerindeki her bir elektronik bileşen için gönderdiği devre şemaları büyük rol oynuyor. Çizgi Elektronik mühendisleri zaman içinde deneyim kazanarak L2 seviyesinde aldıkları hangi tepkinin L1 seviyesinde hangi onarıma karşılık geleceğini hızlı bir şekilde bulabiliyorlar. Ancak zorlayıcı olaylar yok değil. Örneğin L2 aşamasında aldıkları bir tepki 3-4 değişik soruna karşılık gelebiliyor veya anakart üzerindeki 3-4 bileşenin birden düzgün çalışıp çalışmadığının kontrol edilmesini gerektirebiliyor. L2 işlemlerini yapabilmenin bir gerekliliği olarak tüm arızalarla ilgili bilgiler, resimleri ile birlikte geniş bir veritabanında tutuluyor. Çizgi Elektronik mühendisleri en çok Asus Hardware Monitoring yongasını ilgilendiren sorunlarda zorlandıklarını itiraf ediyorlar. Çünkü, tüm bileşenler için açık devre şemaları gönderilirken - ve hepsinde "Asus gizli belgesi" damgası bulunmasına rağmen - bu yonga ile ilgili eksiksiz bir şema gönderilmiyormuş. Doğru mu emin değilim ama bunun Intel'den kaynaklandığını düşünüyorum. Bu yonganın tam şeması, belki de yongaseti ile ilgili olarak Asus'a verilmiş Intel gizli bilgilerini açığa çıkarıyor olabilir. Çizgi teknik servisi yine de, uzun süreli deneyimleri sayesinde, bu şema olmadan sorunu tespit edip çözmeyi başarıyormuş. Tabii en zor işlem de, tornavida kayması, darbe gibi nedenlerle kopan devre yollarını onarmakmış. Çok ince işçilik gerektiren bu işlem epey zaman alıyor. L2 aşamasından L1 aşamasına geçerken bileşenlerin devre şemalarını kontrol etmek büyük önem taşıyor. L1 Seviyesi: Onarım ve Parça Değiştirme, Devam En çok değiştirilmesi gereken bileşenleri aşağıda veriyoruz: DC/DC Converter (voltaj regüleli dönüştürücü entegre). 3.3V / 5V bu entegre üzerinden kontrol ediliyor. 3.3V üretici ikinci entegre. P4 anakartlarda sadece tek entegre bulunuyor. Asus Hardware Monitor yongası. Sisteme güç verme, boot etme, BIOS okuma işlemlerini bu yonga sağlıyor; yanarsa sisteme güç gitmiyor. Asus bu yonga hakkında fazla bilgi vermiyor. I/O denetçisi (Winbond). Bu entegre PS/2 ve paralel portlarını, DMA ve IRQ'ları ve floppy'yi kontrol eder. L1 Seviyesi: Onarım ve Parça Değiştirme, Devam RS232 entegresi; seri portları kontrol eder. Saat üretici (clock generator) entegre. Sistemdeki tüm saat hızlarını bu yonga üretir ve 80ºC'ye kadar ısınması normaldir. Burada çok yaygın olan ICS marka bir yonga kullanılmış. PS/2 fare/klavye sigortaları. Sistem çalışırken klavye veya fareyi çıkarıp takarsanız değer değişikliği sonucu bu sigortalar yanıyor. Fan konektörü (fan header) transistörü. Kötü fan veya kısa devre sonucu yanabiliyor. 10 ohmluk direnç. Kalitesiz güç kaynağı kullanılırsa yanıyor. ![]() ![]() ![]() BAKMADAN GEÇME![]() ![]() ![]() ![]() Hardiskler İçin Jumper Ayarı Jumper'ları Ayarlama Kablo Seçimi Disk, fabrikada kablo seçimi ayarıyla yapılandırılmıştır. Bu durum diskin kablo üzerinde kullanılan konnektörü (aşağıdaki Ultra ATA kablosu şekline bakın) temel alarak master veya slave görevini üstlenmesini sağlamaktadır. Kablo seçimi ayarının iyi çalışması için, kullandığınız kabloların kablo seçimi özelliğini kullanması gerekmektedir. 3 renk konnektöre sahip mevcut Ultra ATA kabloları bu özelliği destekler. Master veya tek disk. Seagate sabit diskinizi sistemde mevcut bulunacak tek bir disk olarak kuruyorsanız veya sistemin birinci açılış diski olacaksa, jumperlar 7. ve 8. pimlerde takılı olmalıdır. Diski slave olarak takma. Sabit diski sisteminizde yer alacak ek bir disk olarak kuruyorsanız, tüm jumperlar çıkartılarak diskin slave olarak tanımlanması gerekmektedir. Orijinal diski master konuma getirmeyi unutmayın (Kurulumunuz için kapasite sınırlama jumper'ı gerekiyorsa, bu jumper’ın yerinde kalması gerekecektir). ATA uyumlu olmayan slave diske sahip master (Yalnızca Seagate® diskleri). 5. ve 6. ile 7. ve 8. pimlere bir jumper takın. Bu jumper ayarını yalnızca diskin master olarak çalışmadığı durumda kullanın. Disk kapasitesini sınırla/Kapasite Sınırlama Jumperı (CLJ). Bu ayarı bilgisayarınızı açtığınızda "Sabit disk kontrol birimi arızası" mesajını gördüğünüzde, bilgisayarınızın yeni takılan sabit diski tanımaması veya yeni disk takıldıktan sonra açılış işlemleri sırasında sisteminizin yanıt vermemesi durumunda kullanın. Bu jumper gerekiyorsa sisteminiz bu büyüklükteki bir diski destekleyemez. Ancak sistem, PCI kontrol birimi ile güncellenebilir. *Seagate ürünleri için ilave bilgi Aşağıdakiler Disk Kapasitesini Sınırlama ayarı kullanıldığında karşılaşabileceğiniz farklı jumper ayarlarıdır: Kapasite Sınırlamalı Tek Master [ :] : : [:] Kapasite Sınırlamalı Slave : : : [:] ATA Uyumlu Olmayan Slave Diske Sahip Master Bu, genellikle Kapasite Sınırlamalı CD-ROM’lar gibi ATAPI aygıtlarıdır. [:] [:] : [:] Bu durum yüksek kapasiteli diskleri desteklemeyen bazı bilgisayarlarda meydana gelebilir. Bu soruna bir yanıt oluşturmak amacıyla, gösterildiği şekilde yeni sabit diskinize kapasite sınırlayıcı jumper takın (diskinizin depolama kapasitesini etkilemeyecektir). UltraATA kabloları Yeni Seagate sabit diskinizden en iyi performansı elde edebilmek için en yeni Ultra ATA 66/100 kablolarını kullanmanızı tavsiye ederiz. Bu Ultra ATA kabloları 3 renkte konnektöre sahiptir ve her konnektörün özel bir amacı vardır. Doğru konnektörü doğru aygıta taktığınızdan emin olun. * Mavi konnektör host bus adapter (ana kart üzerindeki konnektör kullanılır) içindir. * Diğer uçtaki siyah konnektör genellikle sistemi açan sabit disk olan master aygıt içindir. * Gri konnektör ise, ikinci bir sabit diskiniz varsa, isteğe bağlı slave aygıt içindir. CD-ROM sürücüler, teyp sürücüler ve CD yazıcılar gibi diğer aygıtlar genellikle ana karta bağlanan farklı bir kabloya takılır. Sata II 3.0Gb/s diskler için 1.5Gb/s Hız sınırı jumper ayarı Neden Jumper ayarına gerek duyulur ! Bazı durumlarda ,SATA 1.5Gb/s arabirim protokolü sorunları nedeniyle Sata II 3.0Gb/s disklerde SATA Arabirimi bağlantısı kuramaz. Bu durumda jumper ile Sabit Diskin SATA 1.5Gb/s hızına uyumunu sağlamak için jumper ayarı gerekir. Diskimize uygun bölüme jumper takarak bu uyumu sağlayabiliriz. Bazı disklerde nasıl yapıldığını aşağıdaki resimlerde görebiliriz. ![]() ![]() ![]() alıntıdır ![]() Hardisklerde anakarta bağladığımız ıde kablolarında bildiğimiz gibi 3 adet konnektör bulunmaktadır Bu konnektörlerden mavi olanını anakartımıza bağlarız, hardiskmizin ıde kablosunun diğer ucunda bulunan siyah konnektörü diskimizn arkasunda bulunan kontrol kartının arkasındaki pinleri kırmayacak şekilde kertisinin olduğu bölüme takarız Ide kablomuzun ortasında bulunan gri konnöktöre ise elimizde eyer 2 adet hardiskmiz bulunuyorsak onu slave konumunda gine bir diğer diskimize takarız.Birde pratik bilgimizde olsun sıyah konöktörü herzaman için diskimizn arkasına takmayı tercih edelim ki performasn düşüsü yaşanmaması için.Tekrar belirtiyorum eyer 2 diskimiz varsa gri konnektöre slave olarak bağlamamız gerekmektedirbu bizm için koleylık sağlayacaktır.Hardiskimizi sistemi görmesi açısından ; ![]() Eğer yeni bir disk aldıysanız burda yapmamız gereken diskimizin arkasında bulunan şemaya bakarak diskimizi slave veya master olarak ayarlamılıyız.Ide kablolarına normal olarak 2 tane en fazla hardisk bağlamamıza olank sağlıyor bu 2 tane hardiskimizden birini master diğerini slave olarak sistemimize bağlamalıyız Her hardisk jumper konumları farklıdır biz en iyi yapmamız gerekn arkasında bulunan jumper ayarı için tabloya göre hareket etmektir Cable Select ise aslında çok kullanışlı bir seçenektir diskimizn master slave ayarıyla oynamak yerine kablololardaki konnektörleri değiştiriyoruz bu işlemi pc kapalı Sonra BIOS' a girerek IDE aygıtları Auto Detect yapmamız iyi olacaktıriken yapıyoruz güç kablosunu bağlıyoruz Kasaya hardiskimizi monte ederken yalıtımı iyi yapmaya çalışalım ses sorunun olmaması için imkan varsa vıda ile monte ettiğimiz panel arsına plastık jonta koyabiliriz herkeze saygılar ![]() Konu w0w tarafından (01-06-2008 Saat 19:15 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
| The Following User Says Thank You to mahmut7272 For This Useful Post: | solujan (06-06-2008) |
|
|
#16 |
|
Banned
Üyelik tarihi: Mar 2008
Yaş: 25
Mesajlar: 123
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 57
Thanked 142 Times in 79 Posts
Tecrübe Puanı: 0
![]() ![]() ![]() |
KLAVYELER VE TARİHÇELERİ F Klavye Tarihçe F klavye düzeni 1943 yılından başlayarak yapılan çalışmaların sonucunda ve 20 Ekim 1955 tarihinde Türkçe yazmada çok daha kolaylık sağlamak için oluşturdu. (1) Hürriyet gazetisinden Hüseyin Gönüllü'nün F klavyenin babası İhsan Yener'le yaptığı söyleşiyi aynen aktarıyorum. (2) H.G.: -F klavye nasıl ortaya çıktı? İ.Y.: -"1946'dan itibaren Türk dilinin özelliklerine uygun, standart bir klavye geliştirilmesi için resmi makamlara yazılar yazdım... 'Bilimsel bir klavye yapın, sizin yaptığınızı kabul edelim' dediler. Yabancı uzmanların da bulunduğu bir komisyon kuruldu. Türkçe'de kullanılmakta olan tüm kelimelerin istatistiğini TDK'nın kılavuzundan yararlanarak çıkardık. 29934 kelime içinde hangi harften kaçar adet bulunduğunu tespit ettikten sonra, parmakların fiziksel güçleri ve hareket özelliklerini de esas alarak harfleri yerleştirdik. Ellerin kullanım yüzdesini de hesaba katarak yaptığımız klavyede sol el yaklaşık yüzde 49, sağ el de yüzde 51 oranında kullanılacak şekilde harfler yerleştirilmiştir. türkçe'nin fonetik özelliğine uygunluk açısından sesli harfleri sol elde topladık... Gümrük kanunlarına 'bundan sonraki ithalat standart Türk klavyesine uygun olacak' diye bir madde kondu." H.G: -Direnen olmadı mı? Maliyeti nasıl karşıladık? İ.Y.: T-ürkiye'de o zaman 40 bin kadar yazı makinesi vardı. Biz, 40 bin yazı makinesini bırakalım dedik. Biz, geleceği kurtaralım dedik, tıpkı Atatürk'ün yaptığı gibi. F Klavyenin Üstünlükleri Türkçeye en uygun klavye olan F klavye (pek çoğunun dediği gibi Ef klâvye değil, harflerin Türkçe okunuş biçimine göre Fe klavye) uzun çalışmalardan sonra daktilolarda en kolay, en hızlı ve hatasız yazmak amacıyla üretilmişti. Türkçe'de çok sık kullanılan seslerin karşılığı olan harflerin "F klavye"de kolay ulaşılabilecek yerlere yerleştirildiğini, Türkçe'deki harflerin kullanılma oranları, ünlü-ünsüz ses ilişkileri, hece ve söz yapısı, parmakların kuvvet, yetenek ve işleklikleri göz önünde bulundurularak üretilen �F klavye' bu özellikleri bakımından Türkçe'ye uyduruk �Q klavye'den çok uygundur. Türkçe sözlerde çok sık kullanılan seslerin karşılığı olan harfler bu klavyede en kolay ulaşılabilecek yerlere serpiştirilmişti. Yaklaşık 30.000 Türkçe sözün ölçü alındığı bir değerlendirmede a harfi 26.323, e harfi 16.308, k harfi 13-542, i harfi 13.384, m harfi 11.263, l harfi 10.496, t harfi 9-669, r harfi 8.698 kez geçmekteydi. (Bunlar Türkçede en çok kullanılan harflerdir). Bu oran göz önünde bulundurularak söz konusu harfler, F klavyede en uygun yerlere yerleştirilmişti. Q klavyede ise en çok kullanılan harfler tabir caizse klavyenin en ücra köşelerine dağıtılmış durumdadır. Buna karşılık, Türkçede 30.000 sözde sadece 125 defa geçen ve en az kullanılan harf olan j harfi, Q klavyede en uygun yere konulmuştur. F klavyede bu harfin yerinde Türkçede en fazla kullanılan ünsüz olan k harfi bulunmaktadır. (3) F klavye nasıl yararlar sağladı? Sorusuna İhsan Yener' şöyle cevap vermiştir: "1955'ten itibaren uluslararası daktilografi ve steno yarışmaları başlamıştı. Hemen biz de başvurduk ve 1956'da dâhil olduk. Öğrencilerim bu şampiyonalarda 28 defa dünya birincisi oldular. Bu birinciliklerin 14'ünde dünya rekoru kırıldı. Hatta fransızlar itiraz etmişlerdi ilkinde, 'Türkler yarışma için özel olarak tertip edilmiş bir klavye kullanıyorlar' diye. 6 saat süren tartışmalardan sonra, fransızlar'a 'siz de yapın o halde özel bir klavye' dediler." (4) 2003 Dünya bilgisayar ve Stenografi Şampiyonası'na "F klavye" ile katılan Türk yarışmacıları takım halinde dünya 2'ncisi olmuşlardır. (5) Türkçede genel olarak sessiz harfler ve sesli harfler sözcük / tümce içinde hemen hemen eşit sayıda bulunduğu için, klavye bu harfleri her iki ele de eşit miktarda dağıtır. Bu iş bölümü sayesinde yorulmak nedir bilmeden saatlerce tıkır tıkır yazı yazılabilir. (6) Her iki elimizin en çok çalışan 6 parmağı ile yazmış olduğumuz tuşlara denk gelen harfleri yüzde 45 oranında kullanmak varken, neden bizim için daha zor ve yavaş yazmayı sağlayan İngilizlerin Q klavyesini kullanalım? "Q klayveye alıştım, F klavyede zorlanıyorum" diyorsanız, denemesi bir kaç dolara! (Klavye fiyatı) Yabancı bir klavyeye ne kadar sürede alışmışsanız, kendi konuşma dilimize göre dizilmiş olan klavyeye onun yarısı kadar sürede alışabilirsiniz. (7) Q KLAVYE Q klavyenin tarihçesi Dünyada Q klavye olarak bildiğimiz tuş dizilimi aslında daktilonun icat edildiği ilk günden beri değişmedi. Neden tuşların bu şekilde dizildiği konusunda da çeşitli rivayetler olmasına rağmen şimdilik en yaygın kabul gören hikâye şu: Yazı makinesinin mucidi olan Christopher Latham Sholes, 1867'de cihazın patentini alarak ilk çalışan örnekleri ortaya koyduğunda cihazın tasarımından kaynaklanan mekanik bir sorunla karşılaşır. İcat ettiği yazı makinesinin harfleri kâğıda basmak üzere kullandığı mekanik harf kolları, kapalı bir kutunun içinde yer almaktadır ve iki kol birden kâğıda doğru havalandığında içerde sıkışmaya neden olmaktadır. Sholes bu problemin çözümü için, kullanıcının yazım hızını yavaşlatmak üzere harflerin yerlerini alabildiğine karıştırarak en çok kullanılan harfleri elin en zor ulaşabileceği yerlere yerleştirmeyi uygun görür ve Q klavye adını verdiğimiz harf dizilimi ortaya çıkar. Yani Q klavye 1873'te mühendisliğe aykırılık abidesi olarak tasarımlanmıştı. Daktiloların hızlı yazma nedeniyle sık sık bozulmasına çare olarak geliştirilmişti. Daktilo kullananları olabildiğince ağır yazmaya zorlamak için olmadık hilelere başvurulmuş, en çok kullanılan harfler klavyenin her sırasına dağıtılmış, (sağ elini kullanan insanları zayıf ellerini kullanmak zorunda bırakacak şekilde) harfler solda toplanmış. Daha sonra bilgisayarlar çıkıp tuşların hızlı yazma nedeniyle bozulma sorunu ortadan kalktığında bile Q klavye yaygınlaştığından bu standart korunmuştur. (8) Türkçede genel olarak sessiz harfler ve sesli harfler sözcük / tümce içinde hemen hemen eşit sayıda bulunduğu için, F klavye bu harfleri her iki ele de eşit miktarda dağıtır. Bu iş bölümü sayesinde yorulmak nedir bilmeden saatlerce tıkır tıkır yazı yazılabilir. Q klavye yavaş yazmak için tasarlandığından bu avantajların hiçbirine sahip değildir. Bu yüzden el, Türkçe karakterlerde hem F klavye hızına yetişemez, hem de herhangi bir ele fazla yüklenme olduğu için çabuk yorulur. Serce ve yüzük parmakları elimizin en "afonksiyonel" parmakları olmasına karşın Türkçede en fazla kullanılan harflerden biri olan " a " q klavye´ de sol serce parmağına denk gelir. Yine q klavye için; Türkçe´de en az kullanılan harflerden biri olan " j " elin en aktif parmağı olan sağ işaret parmağına denk gelmektedir. Bunun gibi bin bir dezavantaj sayılabilir. Türkçede birçok sözcük q klavye için en pasif parmaklara dağılır. Bu yüzden q klavyede 10 parmak Türkçe karakter girmek deveye hendek atlatmaya benzer." (9) Q klavye ingilizce için de uygun değildir. Q klavyenin daha iyi alternATIfleri olabileceğini düşünenler de olmamış değil. Örneğin Washington State Üniversitesinden Prof. Dr. August Dvorak, 1932 yılında İngilizce'de çok kullanılan harflerin klavyenin en kolay ulaşılabilir yeri olan orta sırasına toplandığı bir klavye dizilimi önerir. Dvorak'ın araştırmalarına göre, sekreterlerin parmakları gündelik yazı işleri sırasında Q klavyede 16 mil yol alırken Dvorak klavyesinde sadece 1 mil yol almaktadır. Ancak daktilo ustalarının, Q klavyeye olan mevcut alışkanlıkları, üreticilerin itirazı ve piyasanın Q klavye tarafından çoktan istila edilmiş olması ve 40 milyon daktilonun değiştirilme maliyeti ortaya çıkınca Dvorak'ın klavyesi yayılamaz ve kaybolup gider. (10) Yazar Emre Aköz şöyle diyor. "-Gençler bana mail atıyor: "16 yaşındayım, 6 yaşından beri Q kullanıyorum, çok da hızlı yazıyorum." Yanlış. Farkında değiller. Kesin veri var elimizde: F klavyeyi 10 parmak yazan bir Türk'le, Q klavyeyi 10 parmak yazan Amerikalılara aynı İngilizce metin veriliyor. Amerikalılar dakikada 32-35 kelime; Türk 72 kelime yazıyor!" (11) F VE Q KLAVYELERE YÖNELİK ELEŞTİRİLER - Q Klavye Evrenseldir. Bu fikire yazar Yurtsan Atakan şu güzel cevabı veriyor: Hıncal Uluç'un ''Q'' savunusunda kullandığı temel argümanlardan biri de aynı yanılgıya dayanıyor. Dünya ''Q'' klavye kullanıyor, diyor Sevgili Hıncal Uluç, o yüzden yurtdışına gittiğinizde deli danalar gibi ''F'' klavye arayıp bulamayacağınız, hâlbuki eğer ''Q'' klavye kullanıyor olsaydınız sürü sebil klavyeyi emrinize amade bulacağınız için ''F''yi atın, baştan ''Q'' kullanın. Aynı mantıkla iyisi mi biz Türkçe'yi toptan başımızdan atalım. Öyle değil mi ya, yurtdışına çıktığımızda derdimizi anlatacak Türkçe bilen biri arayıp bulamayacağımıza -eğer İngilizce bilseydik sürü sebil kişiyle iletişim kurabileceğimize- göre Türkçe'yi atalım, resmi dil olarak baştan İngilizce'yi kabul edelim. (12) Benim bu konuda eklemek istediğim bir husus şudur: F klavye kullananlar genellikle bakmadan yazabilirler. Bu durumda sadece windowsta klavyeyi f yapmak yeterli olur. -F Klavye Kullanmak Bizi Küresel Dünyadan Uzaklaştırır Bu gibi bazı gerekçeler ise çok gülünçtür. Japonlar, Çinliler, Kiril alfabesi kullananlar bugün sırf kendi alfabelerini kullandıkları içi dünyadan kopmakta mıdırlar? (13) -F Klavye Özgüven, Q Klavye Teslimiyet Sembolüdür. HP Türkiye Genel Müdürü Şahin Tulga, SAP Teknoloji Günleri 2003'te Amerika'da aldığı eğitim sürecinden bahsederek düşünme eyleminin daima anadilde yapıldığını, bunun yaratıcılık ve özgüveni tetikleyeceğini, Türkçe için özel olarak geliştirilmiş F klavyenin de bu ana çıkış noktası nedeniyle özellikle kullanılması gerektiğini savunmuştur. (14) -Bilgisayar Kullanımındaki Verimsizliğin En Büyük Etkeni İhsan Yener'e Göre Q Klavye "Türk dilinin özelliklerine göre on parmakla-bakmadan klâvye kullanma yöntemi için çok verimli bir Standart Türk Klâvyesi 1955 yılından beri resmen varolduğu halde, İngiliz dili için 130 yıl önce (on parmak yönteminin bilinmediği çağlarda) belirlenen (ve Türkçe'deki binlerce sözcüğün yazılmasına olanak vermeyen) American Standard Code for Information Interchange (ASCII) klâvyeyi Dünya standardı zanneden ve buna eklenen, Türkçe'ye has 7 harfin, en kullanışsız yerlere bilinçsizce yerleştirilmesiyle oluşturulmuş klâvyeyi de Q Türkçe standardı olarak kabullenen kullanıcıların bu hususta bilinçsiz oluşları, bilgisayar kullanımındaki verimsizliğin en büyük etkeni olmaktadır." (15) SONUÇ Bu yazıyı ülkemiz bilgisayar kullanıcılarının zaman ve kaynak israfını önlemek amacıyla hazırladım. Verdiğim linklerde çok daha detaylı bilgiler bulabilirsiniz Bilimsel araştırmaların sonuçlarından anlaşıldığı gibi Q klavye ingilizcede dâhil hiçbir dil için faydalı değildir. Bir klavyenin işlevselliği kullanıcının dilinde en çok kullanılar harfleri parmakların en rahat ulaşabildikleri yere yerleştirilmiş olmasına bağlıdır. Her dile göre ayrı klavye tasarlanması daha doğaldır. Türkçe için en uygun klavye Fe klavyedir. Q klavye ile hızlı yazdığını iddia edenler F ile daha hızlı ve daha az yorularak yazacaklardır. Eğer denemek isterlerse 2-3 hafta 10 parmak f klavye progRamı ile günde 15 dakika çalışsınlar. Üretici firmalar, talep edildiğinde dil ayrıcalıklarını gözönüne alarak, istenen her türde klâvye ile donanım ve yazılımlar üretip satmaktadırlar; yeter ki ithalâtçı, yerli üretici ve kullanıcı, klâvye konusunda bilinçli olsun satıcı tarafından dayatılan Q klavye karşı çıksın ve kendi dilinin klâvyesini istesin. (16) F klavye uyduruk Q Türkçe klavyesinden, Dvorak klavyesi de Q klavyeden kat kat hızlı ve zahmetsiz yazmaya yugundurlar. Bırakın türkçeyi, isterseniz ABDli olun F klavye ile daha hızlı ve kolay ingilizce yazabilirsiniz. Bu durumun bilimsel olarak açıklaması yukarıda anlatılmıştır. 1990 ların ortalarına değin de herkes F klavyeye alışmıştı. Macintoshlar da F klavye ile gelirdi. Ama PC piyasası F klavyenin önemini kavrayamadı. Yüzlerce dolarlık bilgisayarları satanlar F klavyeyinin önemini düşünmediler. Bugün bilgisayar kullanıcılarının büyük çoğunluğu Amerikanın bile bırakmak isteyipte bırakamadığı Q Klavye kullanıcısı. Vakit geç olmadan F klavyenin yaygınlaştırılmasın sağlamalıyız. Zararın neresinden dönülse kârdır. Kaybedilen zaman asla telafi edilemez. Kaynaklar. 1 http://www.turkdilidergisi.com/96/ievren.htm 2 http://dosya.hurriyetim.com.tr/harfl...avyebabasi.asp 3 http://turkoloji.cu.edu.tr/DIL%20SORUNLARI/01.php 4 http://dosya.hurriyetim.com.tr/harfl...avyebabasi.asp 5 http://www.gelisimplatformu.org/uye/...sp?akt_id=1493 6 http://www.turkdilidergisi.com/96/ievren.htm 6 http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/20...5/bilisim.html 7 http://dosya.hurriyetim.com.tr/harflerimiz/dhizlan2.asp 8 http://www.turkdilidergisi.com/96/ievren.htm 9 http://www.biltek.tubitak.gov.tr/mer...9&soru_id=1304 10 http://dosya.hurriyetim.com.tr/harfl...bolukbasi2.asp 11 http://www.medyatava.net/fklavyeyazi...yurtsan+atakan 12 http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/20...7/bilisim.html 13 http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/20...4/bilisim.html 14 http://www.kongar.org/medyanotu/251_..._Firtinasi.php 15 http://www.medyatava.net/fklavyeyazi...yurtsan+atakan 16 http://www.turkdilidergisi.com/96/ievren.htm Bu ingilizce için hazırlanmış dvorak klavyesi Bu da F Klavye Hiç ayrılmam derken, kavuşmak hayal oldu... ![]() eSATA, harici SATA anlamında, External SATA demektir. Tek başına yeni bir standarttan ziyade, SATA standardı için “dışarıya” bir uzatma olarak düÅŸünebilirsiniz. eSATA arabiriminin çıkış amacı, bilgisayar dışına koyduÄŸumuz harici diskler için sa& |