DVBSaT Digital Video Broadcasting SATellite   uydustore.com uydu alışveriş sitesi
SoftCam.tv karabalık elektronik uydu alışveriş sitesi

Geri git   DVBSaT Digital Video Broadcasting SATellite > KONU DIŞI / OFF TOPIC > SOHBET VE TANIŞMA
Kullanıcı ismi
Şifreniz
Kayıt ol Yardım Üye Listesi Takvim Online Oyun JavaChat Bütün Forumları okunmuş kabul et

Cevapla
 
Seçenekler
Alt 16-11-2007, 10:05   #111
hasanok86
 
hasanok86 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Killing Season Champion!
Üyelik tarihi: Jan 2006
Nerden: ()Balıkesir()
Yaş: 21
Mesajlar: 18.171
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 233
Thanked 17.026 Times in 3.830 Posts
Tecrübe Puanı: 100hasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uye
Kur’ân madem insanları iyiliğe ve güzelliğe teşvik ediyor, kötülükten sakındırıyor. Öyleyse bunu dindar bir zat kendi eliyle yazıp sonra da insanlar üzerindeki etkisini arttırmak için “Bunu Allah gönderdi” demiş olamaz mı?
Öncelikle dindar bir adam, din muhabbeti için, “Hak böyledir, hakikat budur, Allah’ın emri böyledir” der. Yoksa, Allah’ı kendi keyfine konuşturmaz. Hadsiz derece haddini aşıp, Allah’ın taklidini yapıp, Onun yerinde konuşmaz. Zaten inanan bir insan, tüm hak ve batıl dinlerde en büyük günah sayılan yalana tenezzül etmez … ki en büyük yalan da Allah adına uydurulan yalandır.

“Allah adına yalan uydurandan daha zalim kim vardır?” (Zumer Suresi, 32)

Yalan yalandır ister iyi niyetle, ister kötü niyetle söylenmiş olsun. Kendi yazdığı kitapla ortaya çıkıp “Bunu Allah gönderdi” demek de bir yalandır. Üstelik Allah adına söylenmiş bir yalandır. Allah’tan büyük kimse olmadığına göre, Allah adına söylenmiş bir yalandan daha büyük bir yalan da düşünülemez. Öyleyse, Allah adına kitap uydurmaya kalkmak, Şeytanın göstermeye çalıştığı gibi masum bir hareket ve dindar bir kimseden beklenecek birşey değil, kâinatta düşünülebilecek en büyük yalanı söylemek ve işlenebilecek en büyük zulmü işlemek anlamına gelir. Kalbinde zerre kadar Allah korkusu olan bir kimse böyle bir cinayete cesaret edemezken, insanlar arasında Allah’tan en fazla korkan bir Peygamber, nasıl olur da kendisini—hâşâ!—Allah’ın yerine koyar, Onu taklit ederek Onun adına kitap yazmaya teşebbüs eder?

İkinci olarak da, bir taklit, zorunlu olarak, üç tarafın varlığını gerektirir: Bir taklit eden ve bir taklit edilen bulunmalı ve bu taklit birilerine karşı yapılmış olmalıdır. O halde, Şeytanın iddiasına karşı şu üç soruya cevap aranması gerekir:

1. Taklit eden kimdir?
2. Taklit edilen kimdir?
3. Bu taklit kime karşı yapılmış ve ona kimler inanmıştır?

İnkar konumunda bulunan insanın davasında;
(1) taklit edenin bir insan olduğu,
(2) taklit edilenin Âlemlerin Rabbi olduğu,
(3) bu taklide, başta Ebu Bekir (r.a.) ve Ömer (r.a.) gibi Sahabeler olmak üzere bütün Saadet Asrı Müslümanlarının, o günden bu yana gelip geçmiş bütün Müslümanların ve bugün dünyadaki bir milyardan fazla Müslümanın birden inandığı iddiası vardır.

Oysa Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm elinde Kur’ân ile ortaya çıktığı zaman onun davetine koşup gelenler bir taklide kandıkları için canlarını ve mallarını tehlikeye atmıyorlardı. Taklide meyilli olanlar ise “Atalarımızdan veya din büyüklerimizden gördüklerimiz bize yeter” diyerek putperestlikte ve diğer bâtıl dinlerde kalmışlardı. Onlara karşılık, Hazret-i Ali “Allah beni yaratırken babama sormadı ki ben dinimi seçerken ona sorayım” diyerek kendi kararını bütün bir kavmine karşı verirken, semâvî kitapları inceden inceye tetkik edip de Âhirzaman Peygamberinin özelliklerini orada bulan Yahudi âlimlerinden Abdullah ibni Selâm, Peygamberimizi görür görmez “Onu oğlumu tanır gibi tanıyorum, hattâ oğlumdan ziyade ondan eminim. Çünkü oğlum hakkında annesinin bana ihanet etmesi mümkündür; fakat şu simada yalan olamaz” diyerek ona iman ediyordu. Hazret-i Ömer ise, Peygamberi ortadan kaldırmaya azmettiği bir sırada Kur’ân’ı işiterek Müslüman olmuştu.

Onlar, kendisi âciz ve fâni bir insan olduğu halde –hâşâ- Âlemlerin Rabbini taklit etmeye teşebbüs eden bir insan sözüne mi kandılar?

Ve bütün hayatları boyunca, o Peygamber Kur’ân’dan inen âyetleri kendilerine bir bir okudukça, nasıl bir taklide aldanmış olduklarını hiç mi fark etmediler?

Sonraki asırlarda Kur’ân’ın her harfinde ayrı anlamlar keşfedip kütüphaneler dolusu tefsirler yazan, Allah Resulünün her sözünü ve her halini en küçük ayrıntısına kadar araştıran binlerce âlimden hiçbirisi, nasıl oldu da –hâşâ- kendisini Allah’ın yerine koyup da konuşan bir insanın hiçbir sözünden ve hiçbir fiilinden en küçük bir yapmacık kokusu almadılar?

Milyarlarca Müslüman, -haşa- böyle bir taklidi on dört asır boyunca nasıl oldu da hakikat kabul etti ve onda hiçbir yapmacık izi bulmadı?

Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma ister iman etsin ister etmesin, ister dost olsun ister düşman, herkesin onun hakkında kabul ettiği tarihî gerçekler vardır.

Bir defa o yalnız başına meydana çıkmış, elinde hiçbir maddî kuvvet, mevki ve nüfuz olmadan ve çevresinden de yardım yerine düşmanlık gördüğü halde dâvâsını ilân etmiştir.

İkinci olarak, hayatında o daima doğruluğun, dürüstlüğün, iyiliğin, güvenilirliğin ve güzel ahlâkın timsali olmuştur.

Üçüncü olarak da, etrafındakilere daima bu güzel ahlâk ilkelerini telkin etmiş, telkin etmekle de kalmayıp bu ilkeleri onların ruhlarına bütünüyle ve hiçbir kuvvetin sökemeyeceği şekilde yerleştirerek, vahşî bir kavimden, güzel ahlâkın en yüksek meziyetlerine sahip bir millet çıkarmıştır.

İşte, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın insanlık âlemine vurduğu mühür orta yerdedir. Tarihte hiç kimseye nasip olmamış bir inkılâbı onun gerçekleştirmiş olduğuna da yine onun dostu ve düşmanı birlikte şahittir; öyle bir halde ki, dostları ondan dinlerini öğrenmek için her halini inceden inceye takip ediyor, düşmanları ise bir açığını yakalamak için her sözünü ve her hareketini kolluyordu. En küçük bir yalanı veya tutarsızlığı bulunsaydı hiç gizli kalır mıydı?

Böyle bir zâta “Allah kelâmı dediği kitabı kendi eliyle yazdı” şeklinde bir yakıştırmada bulunmak ise, bütün bu tarihî gerçekleri yok saymadıkça asla mümkün olmaz. Çünkü bu, onun—hâşâ—Allah adına bir yalanla ortaya çıkıp bütün insanlığı kandırmış olduğu anlamına gelir. Bu defa da, mahiyeti yalanların en büyüğüne ve en çirkinine dayalı bir dâvâ ile iyiliği ve doğruluğu nasıl yaşayıp yaşattığı ve insanlığın beşte birine benzeri görülmedik bir sür’at ve kuvvetle nasıl yerleştirdiği sorusuna cevap aramak gerekecektir.

Madem ki onun hayatı ve eseri orta yerdedir; o halde Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında bir kimsenin verebileceği iki hüküm vardır:
Ya onun Âlemlerin Rabbi tarafından hak kitap ile gönderilmiş peygamber olduğuna inanacak ve O’nu insanların en faziletlisi kabul edecek; ya da O’nun –haşa- insanların en kötüsü ve en yalancısı olduğunu iddia etmek zorunda kalacaktır. Yoksa, “Peygamber olduğu halde Allah adına yalan söylemiştir” diyemeyeceği gibi, “Sahtekârlığın en büyüğüyle insanları iyiliğin en yüce mertebelerine sevk etmiştir” de diyemez.

Diğer yandan; Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın insanlık âlemine kazandırdıklarına böylece temas ettikten sonra, bir de Kur’ân’ın getirdiklerine bakalım. En inatçı bir kâfir, hattâ Şeytanın kendisi bile bu konuda Kur’ân’ın lehinde tanıklık etmekten başka bir şansa sahip değildir. Üstelik Kur’ân, insanlığa sadece iyilik ve güzellik getirmekle kalmamış, bunu öyle bir tarzda gerçekleştirmiştir ki, insan eliyle yazılan kitapların topu birden, onun bir tek âyetinin insanlar üzerindeki etkisinin binde birini gerçekleştirememiştir.

Yirminci yüzyılın devletleri onca imkânlarıyla bir sigara karşısında âciz kalırken, Kur’ân’ın bir âyetiyle insanlar şarap küplerini devirmiş ve içkiyi ebediyen terk etmiştir.

Onun bir âyetiyle, insanlar mallarından en sevdiklerini ayırıp yoksullara bağışlamak için birbiriyle yarışa girmiştir.

Onun bir emriyle faiz kalkmış, bir emriyle kadınlar insan sırasına girmiş, bir emriyle putlar devrilmiştir.

Bugün onun bir emri yeryüzünü bir mescit haline getirir, bir milyar insanın yüzünü Kâbe’ye çevirip Rablerinin huzurunda düzenli bir ordu gibi her gün beş defa onlara talim yaptırır.

Onun bir emriyle insanlar her yıl bir ay boyunca yemekten, içmekten kesilir.

Onun bir emriyle milyonlarca insan yerlerinden, yurtlarından kopup Arafat meydanına doluşur.

Onun bir emriyle insanlar dünyalarını gözden çıkarır, canlarını feda eder. Onun zafer ve Cennet müjdesiyle ordular dünyaya yayılır. Fakir ve zayıf düşmüş bir millet, en çaresiz zamanında onun emriyle canlanır ve dünyanın devlerine Çanakkale’yi mezar yapar, tek başıyla dünyaya meydan okuyup bağımsızlığını kazanır.

İşte, indirilişinden on dört asır sonra, hâlâ tazeliğinden hiçbir şey kaybetmemiş olarak, Kur’ân bir milyar insana dünya ve âhiret hayatlarında yol göstermeye devam ediyor. Ona sarılan kurtuluşa eriyor, ondan uzaklaşan ıstırap ve felâketlerin kucağına düşüyor.

İnsanlık üzerindeki etkileri ve sonuçları böylesine ortada olan bir kitap, bakın, kendisini nasıl tanıtıyor:

O Allah katında çok şerefli bir Kur’ân’dır.
O Levh-i Mahfuzda korunmuştur.
Tertemiz olanlardan başkası ona dokunamaz.
O Âlemlerin Rabbi katından indirilmiştir.
Yoksa siz onu inkâr mı edeceksiniz?
Ve o kitaptan nasibinizi bir inkârdan ibaret hale mi getireceksiniz? (Vakıa Suresi, 77-82.)

“Kur’ân beşer kelâmıdır” diyenler, bu âyetler için de apaçık bir yalandır demiş olmazlar mı? Kur’ân’ın Allah adına ve Allah’ı şahit tutarak bildirdiği bütün emir ve yasakları, bütün hakikatleri, bütün haberleri, bütün vaad ve tehditleri yalanlamış olmazlar mı?
Bütün bunları yalanlayınca, on dört yüzyıl boyunca insanlara her alanda rehber olmuş bir kitabı asılsız bir düzmece farz etmiş olmazlar mı?

Onu asılsız farz edince de, onu getiren Peygamberi, bütün ömrü boyunca Allah adına yalanların en büyüğünü tekrarlayıp durmuş, Allah’tan zerre kadar korkmaz birisi olarak göstermiş olmazlar mı?

Netice itibariyle;

1. Din namına hareket eden, ancak Allah’ın emrini tebliğ eder; yoksa Allah’ı kendi keyfine göre konuşturmaz.

2. Âciz bir beşerin, ilmi ve kudreti her şeyi kuşatan Allah’ı taklit edip kendisini Onun yerine koyarak Onun adına bir kitap düzmesi mümkün değildir. Kaldı ki, bunu yapmaya teşebbüs etse de etkili olamaz; olsa da bu etki uzun süre devam etmez.

3. Allah tarafından gönderilmiş bir kitapla geldiğini iddia eden zat eğer doğru söylüyorsa insanlığın en yüce mertebesinde, yalan söylüyorsa sahtekârlığın en kötü derecesindedir. Bu ikisi arasında bir orta yer olmaz. Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâmın ise iyiliğin, doğruluğun ve güzel ahlâkın en üstün özelliklerini kendisinde topladığında, dostuyla ve düşmanıyla bütün insanlık ittifak halindedir. Öyleyse onun getirdiği haktır; yalancılığın ve sahtekârlığın en büyüğünü ona yakıştırmak kimsenin haddi değildir.

4. Kur’ân da eğer Allah’ın kitabı ise her şeyin üzerinde bir değere sahiptir; değilse—hâşâ—sahtekârlığın en büyük ve dehşetli bir belgesi olarak tarihe geçmiş olması gerekirdi. Bunun da ortası yoktur. Kur’ân’ın ise etkileri ve sonuçları, insanlığı hakka ve iyiliğe sevk eden ilkeleri ortada iken, böylesine dehşetli bir sahteliği ona Şeytan bile yakıştıramaz. Öyleyse o hak kitaptır ve Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

Yazarın Zafer Yayınları'ndan çıkan "Şeytanla Münazara" isimli eserinden alınmıştır.
__________________
Forum Arşivi
---------------------------------------------------
Forum Kuralları
---------------------------------------------------
Yeni Konu Açmadan Okuyunuz.
---------------------------------------------------
Sitemizden indirdiğiniz dosyayı kontrol etmek için online Tarayabilirsiniz Tıklayın Tarayın.
---------------------------------------------------


hasanok86 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
The Following User Says Thank You to hasanok86 For This Useful Post:
ayşe18 (18-08-2008)
DVBSaT Reklamları
teşekkürler, eline sağlık v.b. mesajlar yazmayınız gizli mesajları görmek için hidekill butonunu kullanınız uyarılara rağmen bu tip mesaj yazan arkadaşlar forumdan uzaklaştırılacaktır foruma katkı için forum reklamlarına tıklamayı ihmal etmeyelim
Alt 16-11-2007, 10:05   #112
hasanok86
 
hasanok86 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Killing Season Champion!
Üyelik tarihi: Jan 2006
Nerden: ()Balıkesir()
Yaş: 21
Mesajlar: 18.171
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 233
Thanked 17.026 Times in 3.830 Posts
Tecrübe Puanı: 100hasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uye
Dünyadaki insanların büyük çoğunluğu ve bazı meşhur ilim adamları Hz. Peygamberi kabul etmemektedirler. Onların kabul etmemeleri bazı delillere dayanıyor olamaz mı?
İlk olarak, gayet uzak mesafeden bakılsa, en büyük şey, en küçük birşey gibi görünebilir. Bir yıldız, bir mum kadardır denilebilir.

Yani, Kur’ân’ın kapağını açmamış, Allah’ın Resulü hakkında doğru dürüst bilgi edinmemiş, tarihte yalan, yanlış kasıtlı - kasıtsız yazılan ve anlatılanlarla zihni bulanmış, her ikisinin de yani Hz. Muhammed’in ve Kuran’ın insanlığı nereden alıp nereye getirdiğini görmemiş, tarihten habersiz, insanlıktan nasipsiz, Allah’ın verdiği düşünme yeteneğini insan gibi kullanmaktan âciz bir kimseye uzaktan uzağa Kurân’ı herhangi bir kitap gibi göstermek, yine uzaktan uzağa Allah Resulünü herhangi bir insan gibi göstermek ve bu suretle onu kandırmak zor değildir. Çünkü bu bir cahillik örneğidir; bilgi üzerine kurulmuş bir muhakeme değildir. Cahili cehlinde bıraktıktan ve aşağıda sayılacak birtakım nedenlerle ona bir de cehaletini hoş gösterdikten sonra, bilmediği konularda onu kandırmaktan kolay ne vardır?

İkinci olarak, yüzeysel bir bakışla bakılsa, gayet imkansız bir şey mümkün görünebilir. Herkes dünyayı kendi gözlüklerinin ardından seyreder. Gözüyle görmediğine inanmayacak kadar madde içinde boğulmuş olanlara bir peygamberin ve bir semavî kitabın değerini ve manevî boyutlarını anlatabilmek gerçekten pek güçtür. Öylelerinin hali, buharlı lokomotif icad edildiğinde buna inanmayan ve beygirsiz bir aracın kendi kendisine hareket edebileceğini havsalasına sığdıramayan köylüyü hatırlatır. O köylüye lokomotifi göstermişler; gözü önünde hareket ettiği halde yine inanmamış. Sonra lokomotifin her tarafını gezdirmişler ve ortada ata benzer bir şeyin bulunmadığını göstermişler. Yine inanmamış, fakat gözüyle gördüğü şeyi kendi âlemindeki ölçülere uyduracak bir modeli bulup çıkarmaktan da geri kalmamış. “Şimdi anladım,” demiş. “Bu görünmeyen bir beygir olmalı!”

Gözü at görmek isteyen insana hayali at gösterecek, gösteremezse uyduracaktır. Bunun gibi, bütünüyle maddeye dalıp gitmiş bir gözle Allah Resulünü anlamaya çalışanlar da onun insani yönünden daha ilerisini hiçbir zaman göremeyeceklerdir. Onların görüp göreceği, tıpkı bizim gibi yaşayan, uyuyan, yemek yiyen, alışveriş yapan, sıcak ve soğuk çeken, düşman elinde eziyete uğrayan bir insandan ibarettir. Fakat onun bir de peygamberlik yönü vardır. Her iki yönün bir arada göz önüne alınması gerekir. Aksi halde sadece insani yönlerine bakarak yapılan değerlendirmeler hatadan hâli olamayacaktır.

Üçüncü olarak, kabul etmemek başkadır, inkâr etmek başkadır. Kabul etmeyip, kabulden kaçınmak bir lâkaytlıktır, bir göz kapamaktır ve câhilâne bir hükümsüzlüktür. Bu şekilde, çok açık olan gerçekler bile onun için yalan olabilir. Çünkü akıl yürütmemekte, araştırmamakta ve sadece inkar etmektedir. Ancak diğer taraftan inkâr ise, bir iddiaya dayanır ve bir hükümdür. Dolayısıyla o iddianın ve hükmün sahibi aklını kullanmaya mecburdur. Yani davasına ve hükmüne deliller aramak zorundadır.

İman eden kimse, bir dâvâ sahibidir. O, bir şeye inanmakta, inandığı şey hakkında bilgi edinmekte, kendisine göre deliller getirmektedir. Aynı şeye inananlar bir araya geldiğinde birbirlerine güç katarlar. Onlardan birinin getirdiği delil, diğerlerinin de dâvâsına kuvvet verir. Çünkü aynı şeye, aynı pozitif bilgiye dayanarak, aynı nedenlerle inanmaktadırlar.
İman etmekten kaçınan kimse ise, bir hüküm ve bir dâvâ sahibi değildir. O, sadece bir hükme varmaktan kaçınmaktadır; onun için, “İnanmıyorum” şeklindeki beyanı, bir hükümsüzlük bildiriminden ibaret kalır. Hakkında bir hüküm sahibi olmadığı şeyle ilgili olarak bilgi edinmeye, delil araştırmaya mecbur olmaz. Ama bu hükümsüzlük bir iddia şeklini alır da sahibini delil göstermeye zorlarsa, bu defa bu iddia sahibi ya delillerini birer birer göstermeli veya iddiasından vazgeçmelidir.

İman ehli, Kurân’ın hak kitap olduğunu gösteren belirtilere, delillere ve şahitlere dayanarak iman ederler. Onlar bir dâvâ sahibidirler; dâvâlarına delil istendiğinde de bunları rahatça ortaya koyarlar. Delil getirmekte herkesin bilgi ve becerisi aynı seviyede olmasa bile, onlardan her biri, diğerlerinin kuvvetini de tümüyle kendi arkasında bulmaktadır. Onlardan biri, Kurân’ın yüceliğine dair yeni bir delil bulduğunda, bu delil bütün o inananların hesabına geçer, hepsinin imanlarını ziyadeleştirir.

Şeytan ise, hiç kimseye Kurân’ın insan sözü olduğunu ispat ederek onu inkâra ikna etmiş değildir. Onun bütün yaptığı, zavallı insanları Kurân’ı hak kitap olarak kabul etmekten alıkoymak, bu fırsatı vermemeye çalışmaktan ibarettir. Bunun için de kurbanlarına farklı yönlerden yaklaşır.

Kimi, cehaletinden ve cehaletinin de farkına varamayışı yüzünden Kurân’ı ya tanımaz, ya anlamaz veya anlamak istemez.

Kimi, gömüldüğü küfür bataklığı müsaade etmediği için Kur'ana inanmaktan geri kalır. Çünkü iman ederse küfür ve günahları terk etmesi gerekecektir.

Kiminin hak ve hakikatle arası pek hoş değildir. Bâtıl şeylerle oyalanıp dururken onlara Kurân’ı teklif etmek keyiflerini kaçırır. Yahut putlara tapan bir kavmi gördükten sonra onlara özenip Peygamberlerine “Bize de bir put yap, ona tapalım” diyen Mûsâ kavmi gibi, hak dinin yüceliğine erişemeyen ruhları bir safsata ister ki, peşine takılıp sürünsünler.

Kimi, kurdukları tezgâh bozulur da insanlar üzerindeki zulüm ve baskılarını sürdüremezler diye, hakkın ve adaletin kokusunu aldıkları her şeye peşin bir düşmanlıkla karşı çıkar.

Kimi bildiği halde hakka karşı inat içindedir; nefsi ve şeytanı bırakmaz ki hakkı teslim edip kendi haksızlığını kabul etsin. Veya Âlemlerin Rabbine bir kul, Kâinat Efendisine bir ümmet olmayı firavunlaşmış nefsine yediremez. İnkârıyla ancak kendisini hüsrana düşürdüğünü bile bile, Âlemlerin Rabbini ve Onun kitapları ile peygamberlerini yalanlayarak, güya Ondan intikam almaya çalışır: şeytanlar, firavunlar, nemrutlar, deccallar ve süfyanlar gibi. Rablerinin onlara süre tanıyışını bir nimet sanırlar; inkâr ve isyanları yüzünden şimdilik başlarına birşey gelmediğini görüp bundan cesaret alarak, kendilerine vaad olunan azap saati gelip çatıncaya kadar azgınlıklarına devam ederler ve böylece “büyüdüklerini” sanırlar.

Kimi de “sürülerin” insanıdır. Şeytan Mekke müşriklerinin kulağına “Devenin kulağını kes” diye fısıldayıp ibadet ediyoruz zannıyla onlara develerinin kulaklarını kestirdiği gibi, bunlara da, günün rağbette olan kavramlarına göre, “Çağdaş ol, çevrene uy” gibi telkinleri fısıldar. Bakarlar ki herkes bir inkâr peşindedir ve bazı kutsal değerlere sataşmak yükselen bir değer olup çıkmıştır; onlar da sürüye katılıverirler.

Ve daha bunun gibi nice sebepler, birtakım insanların imandan yoksun kalmalarına yol açar, Şeytanın tuzaklarına zemin hazırlar. Fakat onların hepsi de delil ve ispat imkânından mahrum, birbirine kuvvet vermekten âcizdir. Kıyamet gününde ise Allah huzurunda tek başlarına kalırlar. Dünyada iken güvendikleri hiçbir kimseden hiçbir yardım görmeksizin, kendi günahlarını bütün ağırlığıyla yükleniverirler.

O inkâr edenler, “Bu Kur’ân’ı dinlemeyin,” dediler. “Şamata çıkarın; belki böylece bastırırsınız.”

Biz de o kâfirlere şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız. İşte, Allah düşmanlarının cezası böyle ateştir! Âyetlerimizi bile bile inkâr etmelerine karşılık, onların hakkı orada ebediyet yurdudur.

Ve o kâfirler diyecekler ki, “Ey Rabbimiz, göster bize ins ve cinden bizi saptıranları ki, onları ayaklarımızın altına alalım da en aşağılıklardan olsunlar!”(Fussilet Sûresi, 26-29)

Yazarın Zafer Yayınları'ndan çıkan "Şeytanla Münazara" isimli eserinden alınmıştır.
__________________
Forum Arşivi
---------------------------------------------------
Forum Kuralları
---------------------------------------------------
Yeni Konu Açmadan Okuyunuz.
---------------------------------------------------
Sitemizden indirdiğiniz dosyayı kontrol etmek için online Tarayabilirsiniz Tıklayın Tarayın.
---------------------------------------------------


hasanok86 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 16-11-2007, 10:06   #113
hasanok86
 
hasanok86 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Killing Season Champion!
Üyelik tarihi: Jan 2006
Nerden: ()Balıkesir()
Yaş: 21
Mesajlar: 18.171
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 233
Thanked 17.026 Times in 3.830 Posts
Tecrübe Puanı: 100hasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uye
Hz. Muhammed’in hayatına bakıldığı zaman sıradan bir insanın hayatında olan yemek, içmek, uyumak, evlenmek, savaşmak gibi fiiller gözükmektedir. Bu fiilleri yapan bir insanın sıradan bir insandan farkı ne olabilir?
Hazret-i Peygamberin (ASM) halleri ve vasıfları, hayatını anlatan eserlerde ve tarih kitaplarında çokça bahsedilmiştir. Fakat o vasıfların ve hallerin büyük çoğunluğu, Hz. Peygamberin (ASM) insan yönüne bakmaktadır ve anlatılanlar Hz. Peygamberin (ASM) sadece maddi şahsına bakmakta, manevi şahsına bakmamaktadır. Hz. Peygamberin manevi şahsiyeti ve kudsi mahiyeti o derece yüksektir ki, tarih kitaplarında anlatılan maddi şahsiyetiyle alakalı vasıfları, O'nun (ASM) yüksek kıymetini tam olarak anlatmaktan çok uzaktır.

Kulluk yönü itibariyle bile "bir işe sebep olan, o işi bizzat yapan gibidir" sırrınca, her gün, hattâ şimdi de bütün ümmetinin ibadetleri kadar bir muazzam ibadet, O'nun (ASM) sevaplarına eklenmektedir. Cenab-ı Allah'ın nihayetsiz rahmetine, nihayetsiz bir surette, nihayetsiz bir kabiliyetiyle mazhar olduğu gibi, her gün hadsiz ümmetinin hadsiz duasına mazhar olmaktadır.

"Levlake levlake lema halektul eflak" kudsi hadisi sırrınca şu kâinatın yaratılışın asıl gayesi, tarihlerin şahitliği doğrultusunda en mükemmel insan (1), Kâinatın Hâlık' ı olan yaratıcımızın tercümanı olan mübarek şahsiyetini ve mahiyetini tam olarak anlamak için kitaplardaki vasıfları ve halleri kâfi gelmemektedir. Meselâ, Hazret-i Cebrâil ve Mikâil iki muhafız gibi Bedir Savaşında yanında bulunan, Hz. Cebrail'i geride bırakarak Mi'raç'da Cenab-ı Allah ile görüşecek kadar yüksek makamlara erişen manevi mahiyetini bir kenara bırakıp; savaşta zırh giyen, yara alan, hasta olan, açlık çeken, ticaret yapan, sahabeleri ile bir arkadaş gibi sohbet eden, bir aile reisi olarak eşleri ve çocukları ile ilgilenen, torunları ile oynayan, … vb. insani yönleri ile değerlendirmeye kalkmak hata olacaktır.

İşte, yukarıda anlatıldığı gibi Efendimizin (ASM) insani yönü ile alakalı duyulanlar karşısında hata yapmamak için birde başımızı kaldırıp hakikî mahiyetine ve peygamberlik vazifesi ile Cenab-ı Hakkın elçisi ve Rehber Kitabının tercümanı olan asıl nuranî manevi şahsiyetine bakmak lâzımdır. Yoksa, ya hürmetsizlik eder veya şüpheye düşer.

Anlatılanların daha iyi anlaşılması için şöyle iki misal verilebilir: Örneğin bir hurma çekirdeğini düşünelim. O hurma çekirdeği toprak altına bırakılıp, zamanla büyüyerek koca meyveli bir ağaç olur. Hem gittikçe her tarafa dal ve budak verir büyür. Veya bir tavus kuşu yumurtası düşünelim. Zamanı gelince o yumurtadan yavru bir tavus kuşu çıkar. Sonra, mükemmel olarak yaratılmış ve her bir tüyünde bir sanat eseri gibi nakışlar işlenmiş bir tavus kuşu olacaktır.

Şimdi, o çekirdek ve o yumurtanın kendilerine has basit yapıları ve sıradan halleri vardır. Ancak sonradan ortaya çıkan ağaç ve kuşun da, o çekirdek ve yumurtanın son hallerine nispeten çok mükemmel özellikleri vardır.

Şimdi, sıradan bir insana o çekirdek ve o yumurtanın özelliklerini ağaç ve kuşun özellikleri ile irtibatlandırıp anlattığımız zaman olması gereken, çekirdekten ağaca kadar veya yumurtadan mükemmel bir tavus kuşu oluncaya kadar olan mertebelere bakarak o ağaç veya yumurtaya bakmalıdır. Yoksa, “Küçük bir çekirdekten yüzlerce hurma çıktı” veya “Şu yumurta, kuşların sultanı olabilecek güzellikte yaratılan bir tavus kuşudur” denilse aklı almadığından inkâr edecek, yalanlayıp inanmayacaktır.

İşte, misaldeki gibi, Peygamber Efendimizin (ASM) insan olmasının gerektirdiği hallerini, o çekirdek veya o yumurtaya benzetirsek, peygamberlik vazifesi ile parlayan nurani şahsiyeti de, cennetin bir tûbâ ağacı veya hümayun kuşuna benzeyecektir. Hem de bu manevi yönü daima daha da yükselmeye devam etmektedir. Çünkü yukarıda da bahsedildiği gibi ümmetinin her zaman yaptığı ibadetlerinin, amellerinin ve dualarının bir misli O'nun (ASM) sevaplarına eklenmekte ve manevi mertebesinin her geçen zaman daha da artmasını sağlamaktadır. Onun için, insan olmasının gereği olan yönleri duyulduğu zaman diğer taraftan, Refref’e binip, Hz. Cebrâil’i arkada bırakıp, Kab-ı Kavseyne çıkarak Cenab-ı Allah'a muhatap olan nurani manevi şahsiyetine de hayal gözümüzü kaldırıp bakmamız gerekmektedir. Yoksa ya hürmetsizlik ederiz veya nefsimizin ve şeytanımızın da yardımı ile inkâr ederiz.

Yazarın Zafer Yayınları'ndan çıkan "Şeytanla Münazara" isimli eserinden alınmıştır.
__________________
Forum Arşivi
---------------------------------------------------
Forum Kuralları
---------------------------------------------------
Yeni Konu Açmadan Okuyunuz.
---------------------------------------------------
Sitemizden indirdiğiniz dosyayı kontrol etmek için online Tarayabilirsiniz Tıklayın Tarayın.
---------------------------------------------------


hasanok86 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 17-08-2008, 13:54   #114
ayşe18
ER
 
ayşe18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Aug 2008
Yaş: 18
Mesajlar: 8
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 2
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0ayşe18 is on a distinguished road
skull allahı tanımanın en güzel yolları

ben normalde islamı pek bilmezdim ama her insan gibi araştırdım ve yusuf islamın başına geln olaydan sonra kendimi toparladım ve allahın yolundan ayrılmadım ve bütün islam aleminin hayırlı kandiller dilerim
ayşe18 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 18-08-2008, 09:42   #115
hasanok86
 
hasanok86 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Killing Season Champion!
Üyelik tarihi: Jan 2006
Nerden: ()Balıkesir()
Yaş: 21
Mesajlar: 18.171
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 233
Thanked 17.026 Times in 3.830 Posts
Tecrübe Puanı: 100hasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uye
Hoşgeldiniz sizinde kandliniz mübarek olsun.
__________________
Forum Arşivi
---------------------------------------------------
Forum Kuralları
---------------------------------------------------
Yeni Konu Açmadan Okuyunuz.
---------------------------------------------------
Sitemizden indirdiğiniz dosyayı kontrol etmek için online Tarayabilirsiniz Tıklayın Tarayın.
---------------------------------------------------


hasanok86 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 18-08-2008, 17:36   #116
ayşe18
ER
 
ayşe18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Aug 2008
Yaş: 18
Mesajlar: 8
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 2
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0ayşe18 is on a distinguished road
neden mesajımmm yayınalnmadı silinmiş galibaa
ayşe18 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 18-08-2008, 17:45   #117
ayşe18
ER
 
ayşe18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Aug 2008
Yaş: 18
Mesajlar: 8
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 2
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0ayşe18 is on a distinguished road
hımmm sitenizi çok beyendimm google rast gele yazdım sitenizi bu seferde çıkamıyorum sitenizden sizinle tanışmaktan m.o a.e.o
ayşe18 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 18-08-2008, 18:00   #118
ayşe18
ER
 
ayşe18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Aug 2008
Yaş: 18
Mesajlar: 8
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 2
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0ayşe18 is on a distinguished road
çokkk güzül olmuş
ayşe18 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 19-08-2008, 09:32   #119
hasanok86
 
hasanok86 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Killing Season Champion!
Üyelik tarihi: Jan 2006
Nerden: ()Balıkesir()
Yaş: 21
Mesajlar: 18.171
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 233
Thanked 17.026 Times in 3.830 Posts
Tecrübe Puanı: 100hasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uyehasanok86 taninmis sohret sahibi uye
Bizde sizi tanımaktan memnun olduk ziyaretiniz daim olsun inşallah.
__________________
Forum Arşivi
---------------------------------------------------
Forum Kuralları
---------------------------------------------------
Yeni Konu Açmadan Okuyunuz.
---------------------------------------------------
Sitemizden indirdiğiniz dosyayı kontrol etmek için online Tarayabilirsiniz Tıklayın Tarayın.
---------------------------------------------------


hasanok86 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Alt 19-08-2008, 16:12   #120
ayşe18
ER
 
ayşe18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 

Üyelik tarihi: Aug 2008
Yaş: 18
Mesajlar: 8
Gizli Mesaj Göstericisi & Teşekkür: 2
Thanked 0 Times in 0 Posts
Tecrübe Puanı: 0ayşe18 is on a distinguished road
hasnok yha sizinle tanışmak güzeldi bn hep buray gelicem zatenn sizn yazdıklarınzdan öğrenmek bni mutlu ediyo zaten yazdığınız yazılardan dolayı bir kuş kadar narin oluyorumm kendinize iyi bakın
ayşe18 isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz